Eski Öykü: “Yıldız Yağmurunda Bacak Araları”

Merhaba,

Marşandiz #9‘un yaklaştığına inanmak istediğimiz şu günlerde, Şubat 2014 tarihli bu öyküyü Kule’ye taşımak istedim. Kendisini ilk olarak Marşandiz Fanzin #5‘te görmüştük.

“Yeterince hızlı koşarsam geç olmadan onu bulabileceğimi düşünüyordum. Yeterince hızlı koşmak bu yaşlarda çok fazla sorunun çözümüydü, bu süper gücün birkaç yıl içerisinde değerini yitireceğini o zamanlar bilmiyordum. Koştum.”

Sevdiğim işlerden birisi. Benim için nostaljik bir yolculuktu.

Öyküye buradan ulaşabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Devamı

Eski Öykü: “Körkütük Yarasa Karası”

Merhaba,

Marşandiz Fanzin‘in 4. sayısında yer bulan Körkütük Yarasa Karası adlı öykümü artık buradan da okumanız mümkün.

“Gökyüzünden kürtajlanan güneşler nereye giderdi?”

Bir vakit ciddi ciddi düşündüğüm bi soruydu bu. Daha rahat yazabildiğim günlerde, tuhaf bir şekilde cevap vermişim.

Öyküye buradan ulaşmanız mümkün.

İyi okumalar.

Devamı

“Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu” Post Öykü #7’de

post-yedi-ust

Merhaba,

Post Öykü şu sıralar devam eden öykü dergileri arasında beni en çok heyecanlandıran işlerden biri. Kasım – Aralık 2015 tarihli 7. sayılarıyla ikinci yıllarına başladılar. Tuhaf ama bu sayıda benim de bir öyküm var.

“Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu” yazması keyifli bir hikâyeydi. Bazı hisleri yeniden hatırladım, bazı hislerin üstünü çizdim. Bitirdiğimde sahalara yeniden dönmüş gibi hissediyordum.

“Sen rahat rahat çizgi film izle diye ben o anteni, o kör çatıda tek ayak üstünde saatlerce tuttum geceleri. Güneş battıktan sonra çizgi film izleyebilecek kadar zengindin. Ben hiç geceleyin çizgi film izlemedim.”

Post Öykü‘ye ulaşabileceğiniz noktalar burada.

Keyifli okumalar!

post-yedi

Devamı

Eski Öykü: “Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim”

Merhaba,

2013 Ağustos‘undan bir öykü paylaşmak istedim. Marşandiz‘in 3. sayısında yayımlamıştım ilk. Çoğu şeyin daha basit olduğu günlerdi. Tekrar okuduğumda biraz heyecanlandım. Biraz da utandım.

“… Gök kaba kelimelerden oluşan bir âlem değildi ama ben kaba bir insan olmanın sınırlarını çok kötü çizmiştim sayın yargıç.

Çok kötü çizdiğim bu gerçeklik algısı içinde, saatlerce dolu bekledim nay bekledim. Bulutların arası ona izin verdiğinde ve aksi su birikintisini dilimlediğinde, kısrağımı dev peynirin ıslandığı noktaya çevirdim.”

Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim‘e buradan ulaşabilirsiniz.

Marşandiz 9‘da görüşeceğimizi umuyorum.

Devamı

Yeni Öykü: “Nefis Bir Uğultu”

dede-korkut-ust

Aylar sonrasından merhaba,

Geçtiğimiz günlerde Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi‘nin altıncı yılını kutladık. Her sene yaptığımız gibi yine özel bir sayı hazırladık. Bu sefer 12 Dede Korkut hikâyesini 12 yazara pay ettik. Gerçekten acayip işler çıktı ortaya.

Ben de Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi adlı hikâyeyi uyarladım. Üstelik öykü bir şekilde Marşandiz Fanzin‘in 2. sayısında gördüğümüz Çekirdek Orman‘da geçmeyi başardı. O vakit Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam demiştik, şimdi de Nefis Bir Uğultu diyoruz.

Aylar sonra öykü yazmak harika. Nefis Bir Uğultu‘yu Öykü Seçkisi üzerinden okumak için buraya, Kule üzerinden okumak içinse buraya tıklayabilirsiniz.

Görüşmek üzere!

Devamı

Yeni Öykü: “Aksak Karabasanların Zifir Makinesi”

marsi8kapakdusukalt

Yedinci sayıda da benzer bir cümleyle girmiştim bu haberi: Marşandiz de olmasa öykü yazamayacağım. Öyle. Gerçekten öyle. Aksak Karabasanların Zifir Makinesi beni farklı hissettiren bir öykü oldu. Sanki daha sonra bu evrene yeniden dönebilirmişim gibi geliyor.

Sanki bu evrende işler henüz bitmemiş gibi.

“Ömrün boyunca zifir makinesini besleyip akbaba avlarsın. Rüyalara girer, çocuk ağlatırsın. Kendi yaşındaki çocukları bile ağlatırsın. Hattâ en çok onları ağlatırsın. Rüyaların getirdiği sınırsız özgürlüklerden faydalanır, şeker kavanozunda takla atan patlıcan olursun. Kavanoz kırılır. Girdiğin rüya sallanır ve yıkılır.”

Sayı 8 şuralarda.

Görüşmek üzere, lütfen.

Devamı

Eski Öykü: “Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam”

Merhaba,

Marşandiz #8‘i yayıma hazırladığımız şu günlerde aklımda dönüp dolaşan bir dünya var: Munganya! Nusret Mungan çekirdek kabuklarıyla sınırlarını çizdiği dünyasında neler yapıyor merak ediyorum. Belki yakında Munganya‘ya tekrar dönme fırsatım olur. Belki de olmaz. Emin değilim ama bunu gerçekten istiyorum.

Marşi #2‘de işlediğimiz Munganya diyarına “Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam” başlığıyla açtığım kapıya davet ediyorum sizi. Öykü, fanzinden sonra ilk defa burada.

“Bu sayıda, burada Munganya var olacak. Hayallerimizin ülkesine yıllardır aradığımız kaybetmişliklerimizin vücutlaştığı bir dede kral olacak. Torunlarına tahtalardan kılıçlar, ölümsüzlüklerden şiirler, nehirlerden kitap ayraçları, gün batımlarından şakalar, zürafalardan gece lambaları, tirenlerden varolmayan umuda yolculuklar yapacak.”

Umarım hoşunuza gider ve teşekkür ediyorum!

Devamı

Eski Öykü: “Oh Petunya, Kepenk Giysin Sevgilin!”

Merhaba,

Hâlâ burada olanlarınız varsa onlara şükran duyuyorum. Çünkü ben burada olmakta bi hayli zorlanıyorum. Yeni öyküler üretmek için aranan ciğere ulaşamıyorum, sadece öksürüp, “Bugün de bi bitse…” diyebiliyorum. İşler yolunda gitmiyor.

Her neyse. Sizlere göreceli bi iyi haberim var. Umutlu çocukluğumuzun yansıması Marşandiz Fanzin‘in ilk ve bizim için en anlamlı sayısında yayımladığım öykümü buraya koymaya karar verdim. Zor bir karardı. O‘nun sadece fanzin sayfalarından okunabiliyor olması beni tuhaf bir şekilde iyi hissettiriyordu. Eski öykülerimi tekrar okurken bu hissin giderek azaldığını fark ettim. Öyleyse fanzini edinememiş insanların da bu öyküye ulaşmasında bi mahsur kalmamıştı.

Bazı satırları beni utandırsa da ciddi manada saygı duyduğum ve sevdiğim bi öykü Oh Petunya. Şimdi yazdığım öykülerle böyle kuvvetli bağlar kuramıyorum. Şubat 2013‘ten bu yana neler değişti diye bakmak zor geliyor. Zaten konumuzla da pek bir alâkası yok.

O yüzden kepenklerin arasından fırlayan kalplere dokunma fırsatınızı daha fazla geciktirmeyeceğim.

“Biz aslında kendi aramızda çok şey diyen de, dışarıdan o kadar anlamlı olamayabilen adamlarız. Salıncakların çarpacağı yere inişler düzenler, indiğimiz gibi de dişlerimizi dökeriz. Dişlerimizin dökülüşü bize ağzı çamur yiyen çocukların solucan avlarını hatırlatır. Solucan avları hakkında konuşmayı severiz.”

Öykü için buraya tıklayabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Devamı

Yeni Öykü: “Hansel’in Mürekkepten Bir Dünyası Vardı”

Marşandiz olmasa öykü yazamayacağım. Bu fikir bazen beni delirtiyor. Sonra, en azından bi trenimiz var ve  gerçeklerle savaşacak kadar rayların üstünde durmayı başarıyoruz, diye seviniyorum.

Marşandiz #7‘de gerçeklerle savaşmaya devam ettik.

Ben de Hansel’in mürekkepten dünyasını anlattım. Aslında biraz korkutucu bir deneyimdi. İşte hepsi sayı 7‘de.

“Kelebekleri ezersen tırtıl olur.”

Sayı 7 şuralarda.

Keşke daha sık görüşsek.

Devamı

Yeni Öykü: “Bandosuz Kulak Gezegeni”

Marşandiz Fanzin‘in birinci yıl özel sayısında benim de bir öyküm var. Bana eski günleri hatırlatan değerli bir hikâye oldu bu. Yıllar önce sorduğum, “Raydan çıkan trenler nereye gider?” sorusuna cevap aramaya çalıştım.

“Tavşanlar yuvalarını terk ettiler. Üzgündüler. Korkmuştular ve pipileri kalkmıyordu. Tavşanlar yuvalarını terk ettiler.”

Bandosuz Kulak Gezegeni” Marşandiz Fanzin #6’da, Marşi ise şuralarda.

Devamı

Yeni Öykü: “Kaptan Orta Kapı!”

Tekrar merhaba,

Sevgili Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi 5. yılını kutlarken ben de yeni bir öykümle orada oldum. Her yıldönümünde küçük sürprizler yapmaya çalışıyoruz. Bu sefer de bir süper kahraman yarattık: “Kaptan Buzdağı” ve değerli çizerlerden akıllarındaki Kaptan Buzdağı’nı çizmelerini istedik. Ardından her çizim birer yazara gönderildi ve bu çizimler ışığında her Kaptan Buzdağı birer öykü sahibi olmayı başardı.

Bana da çizimlerini beğenerek takip ettiğim sevgili çizer Ethem Onur Bilgiç denk geldi. Kendisine harika çizimi için buradan da teşekkür etmek istiyorum. Çizimin yüksek çözünürlüklü haline ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Kaptan Orta Kapı!” adlı öykümü Rıhtım üzerinden buradan, Kule üzerinden de buradan okuyabilirsiniz.

Teşekkür ediyorum, görüşmek üzere!

Devamı

Yeni Öykü: “Islık” [Güncelleme]

Merhaba dostlar,

Bu tatsız günlerde bir nebze moral düzelten şeyler de olmuyor değil. Severek takip ettiğim güzide fanzin Sahte Vefa‘nın 4. sayısında benim de “Islık” adlı bir öyküm yer alıyor. Sahte Vefa sona yaklaşırken ucundan bucağından yer kapmak, bu güzel insanlarla sahte de olsa bir vefa örneğine ortak olmak keyifli. “Pişmanlık” temasıyla raflara konan fanzinin şuralarda olduğu söyleniyor:

Taksim: Mephisto, Ana Kitabevi, Semerkand, Aziz Kedi

Kadıköy: Mephisto, İmge, 26A Sahaf

(…) Matem değil korku. Korku giysili büyük adamlar.

Giysili büyük adamlar.

Büyük adamlar.

Adamlar.

Sağ salim okuyabilmenizi dilerim, görüşmek üzere.

GÜNCELLEME (9 Haziran 2014): Öyküye Kule üzerinden buradan ulaşabilirsiniz.

Devamı