Yeni Öykü: “Ölü Dalgıcın Sohbaharı”

marsandiz10-ust

Marşandiz #10‘un heyecanını yaşamaya devam ediyoruz. Yeni sayıda “Ölü Dalgıcın Sonbaharı” adlı öykümle yer alıyorum.

Bu öyküyü gerçekten seviyorum. İyi ya da kötü olup olmadığı hakkında fikrim yok, ama hissettiğim çok fazla şeyi ölü bir dalgıçta bulduğumu söyleyebilirim.

Ormana hoş geldin, diyor. Burası beni öldüreceğin yer. Eve muzaffer dönüşünün kapısı. Yılanların çirkin korusu. Eski balinanın çaresiz midesi. Korsanların, yeni nesil dalgıçların ve iyi aile babalarının gözde mezarlığı. Hazine haritalarının hevesli çarpısı. Burada kimse gerçeksafsatasının arkasına saklanmaz. Okyanusa hoş geldin.

Marşandiz #10‘u şuralardan edinebiliyorsunuz.

Görüşmek üzere!

Devamı

Yeni Öykü: “Beşler Bom!”

kayis-baldur

Merhaba,

Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi‘nin 7. yıl özel sayısında tema “Türk Mitolojisinin Unutulanları” idi. 13 yazar, 13 çizer, 13 de mitolojik yaratık vardı. Bu özel sayıda Kayış Baldur adlı canavarı anlattım. Aslı Ekim de harika bir illüstrasyonla öyküme eşlik etti.

“Beşler Bom!”u Öykü Seçkisi üzerinden okumak için buraya, Kule üzerinden okumak içinse buraya tıklayabilirsiniz.

“Sonra sokak lambaları yandı. Tane tane. Artık, biraz daha oynayalımcılar bile evlerine dönmüştü.

O dönmedi. Tüm bunlar da onunla alakalı.”

Keyifli okumalar!

kayis-baldur-asli-ekim

(Çizim: Aslı Ekim)
Görsele tıklayarak resmi büyütebilirsiniz.

Devamı

“Mikrodalgada Bebek Mırıltıları” Post Öykü’de!

Post-Oyku-2.4-ust

Merhaba,

Post Öykü‘nün Mayıs-Haziran 2016 tarihli son sayısında yeni bir öyküm yayınlandı: “Mikrodalgada Bebek Mırıltıları“.

Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu‘dan sonra Post’ta yayınlanan ikinci öyküm. O yüzden oldukça değerli. Post’u çok seviyorum, öykü üzerine kafa yoran samimi bi yapım. Umarım siz de sever ve en az benim kadar mikrodalgalara tuhaf bakarsınız.

“Bir flaş çaktı. Fırının kapağını açıyor, hafif kızarmış bebeğin üstüne ince uçlu bir fırçayla sos sürüyordum. Hayır, lütfen. Bu delilik benim değil, onundu. Hâlâ bana bakıyordu. Bakışlarının ucunda bir kusmuk birikintisine dönüşene kadar kustum.

Bu delilik benim değildi ve işte bunu da böylece ispat ettim. Sonsuza kadar kusmaya devam ederek.”

Post 2.4’e ulaşabileceğiniz noktalar hakkındaki bilgiler burada.

Yakında görüşmek üzere!

Post-Oyku2.4

Devamı

Yeni Öykü: “Bir Cikletin Tanrısı”

marsi9ön-ust

Yaklaşık bir yıl sonra Marşandiz‘in Kaşıkadası Zombileri Özel Sayısı ile geri döndük.

Makinistler olarak Kaşıkadası’nda geçen zombi hikâyeleri anlattık. “Bir Cikletin Tanrısı” adlı öykümle Kaptan Kanca ve kızı Beril’in misafiriydim. Üzerinde oynamaya çokça zaman bulduğum, keyifli ve biraz da sancılı bir öykü oldu.

“Sudan çıkıp ciklete kafa üstü dalan balıklar, Beril'in küçük dünyasının nadide misafirleri olur. Balık son nefesini verene kadar sakızı muhafaza ve müdaafa eder. Tutulan boyunlar ya da eksik kalan soluklar hiç önemli değildir. Öyle anlarda Beril, yarattığı dünyanın tanrısı olur.”

Marşandiz Fanzin #9‘a buralardan ulaşabilirsiniz.

Bizi yalnız bırakmayın!

Devamı

Eski Öykü: “Yıldız Yağmurunda Bacak Araları”

Merhaba,

Marşandiz #9‘un yaklaştığına inanmak istediğimiz şu günlerde, Şubat 2014 tarihli bu öyküyü Kule’ye taşımak istedim. Kendisini ilk olarak Marşandiz Fanzin #5‘te görmüştük.

“Yeterince hızlı koşarsam geç olmadan onu bulabileceğimi düşünüyordum. Yeterince hızlı koşmak bu yaşlarda çok fazla sorunun çözümüydü, bu süper gücün birkaç yıl içerisinde değerini yitireceğini o zamanlar bilmiyordum. Koştum.”

Sevdiğim işlerden birisi. Benim için nostaljik bir yolculuktu.

Öyküye buradan ulaşabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Devamı

Eski Öykü: “Körkütük Yarasa Karası”

Merhaba,

Marşandiz Fanzin‘in 4. sayısında yer bulan Körkütük Yarasa Karası adlı öykümü artık buradan da okumanız mümkün.

“Gökyüzünden kürtajlanan güneşler nereye giderdi?”

Bir vakit ciddi ciddi düşündüğüm bi soruydu bu. Daha rahat yazabildiğim günlerde, tuhaf bir şekilde cevap vermişim.

Öyküye buradan ulaşmanız mümkün.

İyi okumalar.

Devamı

“Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu” Post Öykü #7’de

post-yedi-ust

Merhaba,

Post Öykü şu sıralar devam eden öykü dergileri arasında beni en çok heyecanlandıran işlerden biri. Kasım – Aralık 2015 tarihli 7. sayılarıyla ikinci yıllarına başladılar. Tuhaf ama bu sayıda benim de bir öyküm var.

“Atlas, Çanak Anten Nedir Bilmiyordu” yazması keyifli bir hikâyeydi. Bazı hisleri yeniden hatırladım, bazı hislerin üstünü çizdim. Bitirdiğimde sahalara yeniden dönmüş gibi hissediyordum.

“Sen rahat rahat çizgi film izle diye ben o anteni, o kör çatıda tek ayak üstünde saatlerce tuttum geceleri. Güneş battıktan sonra çizgi film izleyebilecek kadar zengindin. Ben hiç geceleyin çizgi film izlemedim.”

Post Öykü‘ye ulaşabileceğiniz noktalar burada.

Keyifli okumalar!

post-yedi

Devamı

Eski Öykü: “Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim”

Merhaba,

2013 Ağustos‘undan bir öykü paylaşmak istedim. Marşandiz‘in 3. sayısında yayımlamıştım ilk. Çoğu şeyin daha basit olduğu günlerdi. Tekrar okuduğumda biraz heyecanlandım. Biraz da utandım.

“… Gök kaba kelimelerden oluşan bir âlem değildi ama ben kaba bir insan olmanın sınırlarını çok kötü çizmiştim sayın yargıç.

Çok kötü çizdiğim bu gerçeklik algısı içinde, saatlerce dolu bekledim nay bekledim. Bulutların arası ona izin verdiğinde ve aksi su birikintisini dilimlediğinde, kısrağımı dev peynirin ıslandığı noktaya çevirdim.”

Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim‘e buradan ulaşabilirsiniz.

Marşandiz 9‘da görüşeceğimizi umuyorum.

Devamı

Yeni Öykü: “Nefis Bir Uğultu”

dede-korkut-ust

Aylar sonrasından merhaba,

Geçtiğimiz günlerde Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi‘nin altıncı yılını kutladık. Her sene yaptığımız gibi yine özel bir sayı hazırladık. Bu sefer 12 Dede Korkut hikâyesini 12 yazara pay ettik. Gerçekten acayip işler çıktı ortaya.

Ben de Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi adlı hikâyeyi uyarladım. Üstelik öykü bir şekilde Marşandiz Fanzin‘in 2. sayısında gördüğümüz Çekirdek Orman‘da geçmeyi başardı. O vakit Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam demiştik, şimdi de Nefis Bir Uğultu diyoruz.

Aylar sonra öykü yazmak harika. Nefis Bir Uğultu‘yu Öykü Seçkisi üzerinden okumak için buraya, Kule üzerinden okumak içinse buraya tıklayabilirsiniz.

Görüşmek üzere!

Devamı

Yeni Öykü: “Aksak Karabasanların Zifir Makinesi”

marsi8kapakdusukalt

Yedinci sayıda da benzer bir cümleyle girmiştim bu haberi: Marşandiz de olmasa öykü yazamayacağım. Öyle. Gerçekten öyle. Aksak Karabasanların Zifir Makinesi beni farklı hissettiren bir öykü oldu. Sanki daha sonra bu evrene yeniden dönebilirmişim gibi geliyor.

Sanki bu evrende işler henüz bitmemiş gibi.

“Ömrün boyunca zifir makinesini besleyip akbaba avlarsın. Rüyalara girer, çocuk ağlatırsın. Kendi yaşındaki çocukları bile ağlatırsın. Hattâ en çok onları ağlatırsın. Rüyaların getirdiği sınırsız özgürlüklerden faydalanır, şeker kavanozunda takla atan patlıcan olursun. Kavanoz kırılır. Girdiğin rüya sallanır ve yıkılır.”

Sayı 8 şuralarda.

Görüşmek üzere, lütfen.

Devamı

Eski Öykü: “Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam”

Merhaba,

Marşandiz #8‘i yayıma hazırladığımız şu günlerde aklımda dönüp dolaşan bir dünya var: Munganya! Nusret Mungan çekirdek kabuklarıyla sınırlarını çizdiği dünyasında neler yapıyor merak ediyorum. Belki yakında Munganya‘ya tekrar dönme fırsatım olur. Belki de olmaz. Emin değilim ama bunu gerçekten istiyorum.

Marşi #2‘de işlediğimiz Munganya diyarına “Zürafanız Yanıyor Ama Söndürürseniz Uyuyamam” başlığıyla açtığım kapıya davet ediyorum sizi. Öykü, fanzinden sonra ilk defa burada.

“Bu sayıda, burada Munganya var olacak. Hayallerimizin ülkesine yıllardır aradığımız kaybetmişliklerimizin vücutlaştığı bir dede kral olacak. Torunlarına tahtalardan kılıçlar, ölümsüzlüklerden şiirler, nehirlerden kitap ayraçları, gün batımlarından şakalar, zürafalardan gece lambaları, tirenlerden varolmayan umuda yolculuklar yapacak.”

Umarım hoşunuza gider ve teşekkür ediyorum!

Devamı

Eski Öykü: “Oh Petunya, Kepenk Giysin Sevgilin!”

Merhaba,

Hâlâ burada olanlarınız varsa onlara şükran duyuyorum. Çünkü ben burada olmakta bi hayli zorlanıyorum. Yeni öyküler üretmek için aranan ciğere ulaşamıyorum, sadece öksürüp, “Bugün de bi bitse…” diyebiliyorum. İşler yolunda gitmiyor.

Her neyse. Sizlere göreceli bi iyi haberim var. Umutlu çocukluğumuzun yansıması Marşandiz Fanzin‘in ilk ve bizim için en anlamlı sayısında yayımladığım öykümü buraya koymaya karar verdim. Zor bir karardı. O‘nun sadece fanzin sayfalarından okunabiliyor olması beni tuhaf bir şekilde iyi hissettiriyordu. Eski öykülerimi tekrar okurken bu hissin giderek azaldığını fark ettim. Öyleyse fanzini edinememiş insanların da bu öyküye ulaşmasında bi mahsur kalmamıştı.

Bazı satırları beni utandırsa da ciddi manada saygı duyduğum ve sevdiğim bi öykü Oh Petunya. Şimdi yazdığım öykülerle böyle kuvvetli bağlar kuramıyorum. Şubat 2013‘ten bu yana neler değişti diye bakmak zor geliyor. Zaten konumuzla da pek bir alâkası yok.

O yüzden kepenklerin arasından fırlayan kalplere dokunma fırsatınızı daha fazla geciktirmeyeceğim.

“Biz aslında kendi aramızda çok şey diyen de, dışarıdan o kadar anlamlı olamayabilen adamlarız. Salıncakların çarpacağı yere inişler düzenler, indiğimiz gibi de dişlerimizi dökeriz. Dişlerimizin dökülüşü bize ağzı çamur yiyen çocukların solucan avlarını hatırlatır. Solucan avları hakkında konuşmayı severiz.”

Öykü için buraya tıklayabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Devamı