Açlık Oyunları | İnceleme

Merhaba sevgili okuyucu!

Keyifleriniz yerindedir umarım. Yoğun tempolu dershane ve yazma serüvenlerimin arasında, kitap okumaya ayırabildiğim süre ne yazık ki bir hayli azaldı. Okuma oranıyla birlikte, haliyle yeni incelemeler de gecikmeye başladı. Daha geniş aralıklarla da olsa, ben yine de sizlere bir şeyler aktarmaya devam edeceğim. Gözünüz yollarda kalmasın.

Yoğun tempo, iş-güç dedik de… hepsinden sıyrılmanın tek bir yolu olan ‘okumanın’ değerini bir defa daha anladım diyebilirim. O yüzdendir ki Collins’in Açlık Oyunları bende büyük bir iz bıraktı. Bu izin karşılığını da, en iyi şekilde kitabı sizlere tanıtarak verebilmeyi ummaktayım. Öyleyse kitap hakkında konuşmaya başlayalım.

İncelemeye Suzanne Collins ile başlamak istiyorum. Kitaplarında ağırlıklı olarak felsefe ve macera öğelerine yer veren yazarımızın ülkemizde yayınlanmayan başka best-seller serileri de mevcut. Suzanne öyküsünün ilk cildini karakterin ağzından, şimdiki zaman ile anlatmayı tercih etmiş. İlk sayfalarda bu tercih, sizi kitaptan soğutan en önemli etken olabilir. Ama sayfalar aktıkça, anlatımdaki samimiyetin içinize işlemesi bu yargıyı büyük ölçüde kırabiliyor. Zaten bir noktadan sonra da, şimdi mi, geçmiş mi, gelecek mi pek fark etmiyor okuyucu için. Yazarın romanına enjekte etmeye çalıştığı dünya görüşü de, kitabı sevmemdeki önemli faktörlerden sadece birisi.

Kitap bir zamanlar Kuzey Amerika olarak bilinen ancak şimdi Panem ülkesinin kurulu olduğu bir coğrafyada geçiyor. Capitol adı verilen başkentin etrafında on iki mıntıka bulunmakta. Capitol, son derece acımasız bir tek eldir. Geçmişinde de kanlı savaşlar vardır. Diğer mıntıkaların, Capitol’e açtıkları savaş sonucu pek çok insan ölmüş ve 13. Mıntıka tamamen yok olmuştur. Merkez en sonunda kontrolü tekrar ele geçirdiğinde, mıntıkalarına acımamış ve onları sefalete sürüklemiştir. Kendisinin “tek” olduğunu ve her zaman da tek kalacağını anımsatmak için de Açlık Oyunları’nı yaratmıştır.

Collins bu fikri Romalıların sosyal eğlencesi olan gladyatörden kaptığını söylemekte. Zaten Açlık Oyunları da bir nevi Roma arenası sayılır. Açlık Oyunları her yıl düzenlenmektedir. Her mıntıkadan 2 haraç seçilir ve hayatta kalmaları için bu fantastik oyunun içine çekilir. Bu sayede insanlar Capitol’den her daim korkmaya başlamıştır. Ya sıradaki haraç, kendi çocukları olursa?

Elbette hayatta kalmayı başarmış –kazanmış- haraç, hayatını sefaletten sultanlığa yükseltebilecek kadar zenginleşebiliyor, mıntıkasını sosyal olarak daha güçlü hale getirebiliyor. Bunu fırsata çevirmeyi başarmış bazı mıntıkalar da var. Onların yetiştirdikleri haraçlara “Kariyer Haraçları” deniyor. Bu haraçla genelde, 1, 2 ve 3. mıntıkalardan çıkıyor ve hayatlarını Açlık Oyunları’na adıyor. Ama ne yazık ki kahramanımız 1. ya da 2. mıntıkalardan değil.

Katniss Everdeen 12. Mıntıka’da yaşamakta. Babasını bir maden kazasında kaybettiği için, kız kardeşi ve annesine o bakmak zorunda. 12. Mıntıka için, var olan düzen içerisinde en sefil durumda olanlardan birisi denilebilir. Katniss son derece zor şartlar altında ailesine bakmakla yükümlüdür. Hayatını mıntıkayı çevreleyen –ve aşılması yasak olan- elektrikli tellerinin arkasındaki ormanda avcılık yaparak kazanmaktadır.

Bu kitabın, açlığı ve getirilerini çok iyi anlattığını düşünmeme sebep olan olaylar silsilesi de genel olarak bu mıntıkada gerçekleşmekte. Collins’in yer yer verdiği, insanın içine işleyen o eşsiz duyguların yanında en büyük artı da günümüzle bağdaştırılabilecek pek çok şeyin olması.

Oyunlar yaklaşır, kuralar çekilir. Katniss bir şekilde 12. Mıntıka’nın bayan haracı olur. Erkek haracı ise Peeta Mellark’tır. Başlayan oyunlarla birlikte, aşklar da yıllarca saklandıkları yerden çıkmaya başlar. Bence asıl kitap karakterimizin oyunlara katılmasından sonra başlıyor.

Heyecan artan bir ivme ile yükseliyor, macera hiçbir an duraksamıyor. Yazar okuyucuyu şaşırtacak sürprizlerin yerini çok iyi ayarlamış, öyle bir anda geliyor ki bomba; patlayana kadar fark etmiyorsunuz.

Katniss hayatta kalıp, ailesinin yanına geri dönebilecek midir? Azılı düşmanları, Oyun’u yöneten kişiler ve Capitol bu olasılığa o kadar da sıcak bakmamaktadır. Katniss’i hayata bağlayan ince ipler ise yine bir aşığın ellerinde.

“Açlık Oyunları” Pegasus Yayınları tarafından basıldı. Editörlüğünü Yusuf TAN’ın üstlendiği kitabı Sevinç Tezcan YANAR çevirdi. Son derece sade ve şık kapak resmi ise Tim O’Brien’e ait. Bazı sayfaların sonunda yutulan kısa cümlelerin dışında, kitabın editoryal açıdan pek fazla eksiği yok. Çeviri ise bir Sevinç Tezcan klasiği. Son derece akıcı ve hatasız. 384 sayfa olan bu şölenin devam kitabı “Ateşi Yakalamak” geçtiğimiz haftalarda raflardaki yerini aldı.

Yepyeni bir soluk arayanlara, şu günlerde önerebileceğim tek kitap: Açlık Oyunları!

İyi okumalar.

Bir Yorum Yap