Akisfer | İnceleme

Merhaba,

Yazmak temastır.” demiş bir karakterin romanında yeniden birlikteyiz. Metu Ezgir. O, Akisfer isimli iki Ay’ı bulunan bir gezegende yaşayan, zamanında parlamış ancak ününü yavaş yavaş yitirmekte olan bir yazar. Ünlü edebiyat eleştirmeni Dardurc, onun hakkında: “Demor cızırtısı… Borza hışırtısı… Metu gıcırtısı…” diye bir tekerleme bile uydurmuş hatta.

Metu’nun dünyasında hayat bir hayli ilginç. Çünkü bu çift Ay’lı gezegen, uyduları dışında uzay boşluğunda, diğer yıldızlardan tamamen izole olmuş durumda. Gökyüzü doyasıya karanlık, onlarca ışık yılı içinde; belki de nefes alıp veren tek gezegen: Akisfer. Bu yalnız gezegen Kutsal Zar ile ortadan ikiye ayrılmış durumda. Akisfer sakinleri sınırın öteki ucuna geçememekte. Belki bu yalnızca zihinsel bir engel, belki de değil. Ancak sınırın, öykünün zembereği olduğu kesin.

Bir de canaksileri var. Ruh eşimiz mi? Aynadaki aksimiz mi? Bağımsız hareket etmemeleri gerek; fakat bu kural Metu’nun canaksi için geçerli değil gibi. Metu her şeyin merkezinde. Yeni miladın efendisi, yazarlık gücünün tükendiğini düşünen; sönmekte olan bir edebiyat volkanı.

Ya da değil.

Metu’nun ününü duyuran “Kalp Ucu” romanı, yeniden gündeme gelirken yeni miladın yaklaşıyor olması tesadüf değil. İşler çaktırmadan çığrından çıkmakta; Akisfer’de bazı şeyler geri dönülemez bir değişimin eşiğinde.

Sadık Yemni’den lezzetli bir bilimkurgu. Ne vakittir bu türe uzak kalan beni bilimkurguya çeken edebi lav şelalesi. Kitap hakkında söylenecek çok söz var. Çünkü Akisfer’i solumak insanı farklı hissettiriyor. Bu çift aylı gezegen aslında o kadar da uzak değil bize. Hayatımızdan, dünyamızdan çok şey var orada. Hurffçu bir sistem var mesela. Kapitalizm diye diyebiliriz buna kabaca. Ama Akisfer buna direniyor; öyle ki cep telefonları dünyamızdaki gibi popüler değil örneğin. Öngörülen tüketim seviyesi bir türlü tutturulamıyor; yine de Hurffçular pes edecek değil. Yollar sınırsız.

Başka şeyler de var tabii. Dünyamızdan izler için, beni en çok şu satırlar vurmuştu:

“Ünlü Temirr Sineması yıkım için sırasını beklemekteydi. Krut Araba Fabrikası başta olmak üzere, eyalet çapında gerçekleştirilen büyük çaplı grevlerin en ünlü plancısı Ulfer Temirr’in adı verilmiş olan elli yıllık sinemanın yerine dev bir alışveriş merkezi kurulacağı yazılıydı ön kapının üstüne asılmış olan panoda. Büyüklük olarak eyaletin birincisi, yarıgezegen çapında ise dördüncüsü olacaktı. Bay Temirr ve yoldaşlarının mezarda kemikleri sızlıyor olmalıydı.”

Ne diyorsunuz? Tam bizlik değil miydi? Benim aklıma direkt Emek Sineması gelmişti. Malumunuz…

Akisfer böyle bir yer işte. Kutsal Zar ile ikiye bölünmüş, canakisleri, yıldızsız gökyüzü, çalınan dakikalar ve direnmekte olan, direnebilmeyi bilen bir halk dışında; neredeyse bizim dünyamız. Bizim insanlarımız. Belki de kitabı bu kadar sıcak bulmamın en büyük sebebi de buydu: Samimiyet.

Çalınan dakikalar, demişken -bunu şimdi yazarken fark ettim- sanki burada Yemni, “Zaman Tozları” adlı kitabına gönderme yapmış. Çok da güzel olmuş öyleyse. Zamanda atlamalar kitapta küçük bir ayrıntı ve pek fazla yer tutmuyor ancak yine de hoşuma gitti bu detayı fark etmek.

Sadık Yemni’nin üslubunu, Rıhtım’da dolaşan herhangi bir gezgin muhakkak evvelden duymuştur. Bu kitapta bir kez daha saygı duydum buna, içime işleyen bu dil için bir örnek paylaşmazsam çatlarım:

“Hakikate giden bir yol söz konusu olamaz. Asla oraya gidemezsiniz. Niyetiniz yolu böler, inceltir, çatallar ve önemsizleştirir. Hedefe yaklaşma duygusu bir vehimden ibaret kalır. Daha önce geçenlerin açtığı nafile izlerde zaman yiter gider. Yol denen, yöntem denen izlerin iki yanındaki mezar taşlarını ibretle okuyun. Sona gelen ama varmayanların hâlleri kazılıdır. Hakikat sizi kabul etmez. Kendi kapsar ama asla kapsanmaz. Her değişimde olan yapı size her yerde varır. Dokunur, içerir ve akar gider. Soluğumuzun bileşeni tanrı başucumuzda.”

Hâl böyle olunca bu kitabı sevmemek, hakkında olumsuz konuşmak pek mümkün olmuyor. Yine de beni huzursuz eden bir eksiklikten bahsetmemek ikiyüzlülük olur. Kitapta pek fazla aksiyon sahnesi yok; olduğu yerde de, olayın başlangıcı bana son derece ani geldi. Sürpriz bir aksiyon, tamam, eyvallah, ama geçiş sahnesi daha isabetli olabilirmiş gibime gelmişti okurken. Az aksiyona sözüm yok; zaten fiziksel hareketten ziyade zihni hareketlendirmek isteyen bir roman “Akisfer”. Yine de geçişler önemli.

Bu arada Sadık Yemni’nin kimyacı yönünü es geçmek de olmaz. Bu kitapta, kendisine takılan “kimya sihirbazı” lakabını sonuna kadar hak ettiğini fark ettim. Akisfer gezegeninin fiziksel ve kimyasal yönlerini; kendine has üslubuyla son derece gerçekçi bir şekilde betimlemiş. Gerçek bir gezegen hakkında makale okurmuş gibi hissetmiştim bu bölümlerde. Akisfer’in hayli detaylı bir yaratım sürecinden geçtiği çok belli. Hatta aşağıdaki karelerden gezegenin çizimlerine ulaşabilirsiniz:

Kitabın bazı kısımları, özellikle sonuyla başı birkaç defa okunmayı hak ediyor. Hem kimi noktaları yerine oturtmak için, hem de eserden daha koyu bir tat alabilmek için. Bu zamana kadar okuduğum pek çok Sadık Yemni romanında, öyküsünde, bazı şeyler hep okura bırakılmıştı. “Akisfer”de de aynı şey söz konusuydu ya da ben böyle yorumladım. Her şeyin bıçak kadar keskin ve net olduğu eserler, bana pek hitap etmiyor. Bu sebeple “Akisfer”, benim için özel olan kitapların arasına girmeyi başardı bile. Özellikle sonundaki ihtimaller denizinde; zevkten dört köşe olduğumu belirtmeliyim.

“Akisfer”; “Sokaklar Benim Yeniden” ve “Zaman Tozları” ile birlikte Çizmeli Kedi Yayınevi’nden 2011 yılında yayımlandı. Yayınevi kitaba bir hayli özen göstermiş ve ortaya çok temiz bir iş koymuş. Kapak tasarımı Burak Ağdemir’e ait. 236 sayfalık bu kitabın editörlüğünüyse Sabiha Yağızlar üstlenmiş. Tek üzüntüm genelde çocuk kitaplarıyla gün yüzüne çıkan Çizmeli Kedi’nin, “Akisfer” için biraz çocuksu kaçtığı. Çünkü bu bir çocuk romanı değil. Bir genç romanı da değil. Bu bildiğiniz bilimkurgu yahu, yabancı bilimkurgulardan neyi eksik! Ayrıca yayınevinin dağıtıma daha fazla özen gösterecek seviyede olmasını dilerdim. Öyle her kitapevinden edinemiyorsunuz kitabı; sipariş edip peşinde biraz koşturmanız gerekiyor (ya da şanslıysanız bir kitap fuarından edinebilirsiniz benim gibi).

Yine de her şeye değer. “Akisfer” mutlaka deneyimlenmesi gereken bir eser ve sizi bekliyor!

Keyif zerrecikli okumalar dilerim!

Bir Yorum Yap