Çünkü Tuhaf Şeyler Oluyor

tuhaf seyler oluyor ust

 

Tuhaf Şeyler Oluyor, Kelly Link’in 2001’de yayımladığı ve geçtiğimiz sene Aylak Kitap tarafından dilimize kazandırılan bir öykü kitabı.

Evet, işin zor kısmını yaptım. Bir giriş cümlesi yazdım, öyleyse devamı çorap söküğü gibi gelmeli. Yazmak konusunda tavsiye veren pek çok ukalanın da söylediği gibi, başlarsanız gerisi gelir.

Fakat bazen istisnalar olur. Öyle ki bu istisnalar size istisnanın tanımını baştan yaptırır. Günde yüzlerce sayfa, ayda onlarca kitap bitiren birisi değilim. Elimden geldiğince öykü okumaya çalışırım. Hikâye üzerine düşünmeyi severim. Bazen çok deneysel öyküler gelir, bazen öyle postmoderndir(?) ki işler neden o şekilde gelişti, hiç anlamam. Alt metinler, üst metinler ve metinlerarasılık çarkları arasında çiğnenirken öyküyü yakalamaya çalışırım.

Bazen öykü hemen oradadır. Uzansanız yetişecek gibisinizdir. Üstü biraz puslu, etrafı biraz dağınık, kimlikler biraz evde kalmış gibidir. Gözlerinizi kısıp dikkatle bakmanız gerekir. Orada olduğunu bir kere sezmişsinizdir. Bir şekilde ona ulaşmayı başarırsanız kesinlikle memnun olacaksınızdır. Odaklanmanız gerekir.

21. yüzyılda birisinden odaklanmasını istemek iddialı bir taleptir. Boşa çıkarsa başınız yanar. Kelly Link ve öyküleri hakkında konuşmak biraz da bu yüzden zor. (Zor olduğundan bahsetmemiştim, ama siz yine de bir türlü konuşmaya giremeyen anlatıcınızın buhranından durumu çarçabuk yakaladınız.)

Kitabı okurken asla yeterince odaklanıp odaklanamadığımdan emin olamadım. Bir şeyleri sürekli kaçırıyor gibiydim. Büyük şeyler oluyordu o öykülerde. Resmin tamamına hakim değil gibiydim ve bu beni rahatsız ediyordu. Okuması değil, okuması kesinlikle müthiş keyifli bir kitaptı. Sadece hakkında birkaç söz edecek olduğumda, “Ben çok sevdim, ama biraz…” deyip duraklamama neden oluyordu.

Ama biraz neydi? Neden emin olamıyordum? Sonra bu yazının başına oturduğumda bir kez daha düşündüm. Kitabın ilk öyküsü “Karanfil, Zambak, Zambak, Gül” bu süreçte bana yardımcı oldu.

Bu kitap belirsizlikler hakkındaydı. İnsan huzurunun en büyük düşmanı, geceleri yastığın soğuk tarafını ararken içimize çöreklenen o illet his, işte somut bir şekilde önümüzdeydi! Hal böyle olunca kitabı okurken bütün resme hakim olamayışım beni susturamadı. Zaten hayatımızın büyük bir kesimi belirsizlik bulamacında kaybolup gidiyordu. Zaten gece yarısı ansızın içimize oturan ve kalkmayı da pek sevmeyen bu his, hayatımızın çok büyük bir parçasıydı.

Öyleyse belirsizliğin pusunu sapına kadar hissettiğimiz bu kitabın bana vermiş olduğu, “Ama…”ları rafa kaldırabilirdim.

“Geçen hafta boyunca sürekli bir şeyler olacakmış gibi hissettim, içimde kelebekler uçuşuyordu âdeta. Bir şey olacaktı. Derslerimi anlattım, eve gelip yatağa girdim, bütün hafta olacak o şeyi bekledim ve derken cuma günü öldüm.”

İlk öykümüzde karşılaştığımız bu paragraf aslında kitaptaki diğer hikâyelerin atmosferini ve sınırlarını da çiziyor: Huzursuzluk, belirsizlik, ölüm.

Öldükten sonra bir adada gözlerini açan; ismini, neden öldüğünü hatırlayamayan bir adamın öyküsü, Kelly Link’in bizlere nasıl bir diyar sunacağının tanımını yapıyor. Ölü kahramanımız adada bir otelde konaklamakta. Sahilde bir posta kutusu var ve posta kutusu varsa mektuplar da yazılmalı.

Adını hatırlayamadığı karısına mektuplar yazıyor. Karıncalı bir televizyondan görüntüler seçmeye çalışıyor. Otelden asla uzaklaşmıyor çünkü geri döndüğünde oteli yerinde bulamamaktan korkuyor. Vaktinde söyleyemediği sözler var. Ve kendisi bir ölü.

Sadece bu tanımlamalar bile insanı yeterince huzursuz ediyor olmalı. Bu çorak adada, ölümüzün yazdığı mektuplarla hikâye akmaya devam ediyor. Yazmadığı zamanları karısını düşünerek mastürbasyon yaparak ya da karıncalı televizyonun başında geçiriyor. Doyumsuzluk, hikâyenin ruhunun bir parçası. Henüz evlenmeden önce, sevdiğinin evine yaptığı gizli ziyaretlerden birisinde, sevdiği kadının annesinin memelerine takılan gözleri de bizlere Oedipus Kompleksi‘nin öldükten sonra bile hüküm sürebileceğini kanıtlar gibi.

Kelly Link’in cesurca anlattığı doyumsuz erkek profili, kimi okurları rahatsız edebilecek boyutlara bana kalırsa hiç ulaşmıyor. Fakat huzursuz olan birkaç okura şahit olmak beni memnun etti ve Link’i bir kez daha takdir ettim.

Kelly Link

Kelly Link

Karanfil, Zambak, Zambak, Gül” kesinlikle güçlü bir öykü. Dahil olmayı başardığınızda sizi bırakmıyor ve ölü adamla birlikte siz de sevdiğinizin adını hatırlamaya çalışıyorsunuz. Karanfil? Zambak? Gül?!

Bir sonraki öykü “Kara Köpeğin Sırtındaki Su“. Sevgilisinin ailesiyle tanışan bir adamın öyküsü. Ne kolay tanımladım değil mi? Biraz daha bahset, deseniz tahta burunlardan, gömülü bacaklardan, ölümcül bekçi köpeklerinden konuşup lafı dolandırır dururum.

O yüzden iki alıntı yapacağım:

“Söylesene, hangisi olmadan idare edebilirsin, aşk mı, su mu?”

“Yanlış seçim yaparsam ne olacak?”

İkilemler, belirsizlikler, ya yanlışsam hissi… İlk öyküde de bahsettiğim gibi hikayeler arasındaki ruhsal bağlantı çok kuvvetli.

Üçüncü öykü “Uzman Şapka“da ise kimin ölü, kimin diri neyin hayal neyin gerçek olduğunu iyice karıştırıyor; fakat gerçekten iyi edebiyatla tanışıyoruz. Uzman Şapka kitabın harikalarından birisi.

“Samantha, ‘Ölüysen o zaman dişlerini fırçalamak zorunda değilsin…’ diyor.”

“Ölüysen, bütün gece uyanık kalırsın.”

İki küçük kız kardeşin “hadi ölü numarası yapalım” oyunu oynadıkları bu öyküde, kardeşlerin bakıcılarıyla birlikte Uzman’dan kaçışlarını okuyoruz ve öğreniyoruz ki ölüysek her şey daha kolay oluyor. Ölüysek bir isme ihtiyacımız yok, bir şeyleri hatırlamamız gerekmiyor. Bu satırlar sizce de bizi ilk öyküye sürüklemiyor mu?

Kitabın kaotik öykülerinden birisi de “Uçuş Dersleri“. Bir tavuskuşu sürüsünün annesini öldürmesinden ötürü kuşlardan korkan ve bu korkusunu yenmek için uçuş dersi alan bir kahramanımız var. Isınmak için anılarını yakan ölüler var. Bir süveterin ipliğini takip ederek ölüler dünyasına varabileceğimiz yollar var. Odaklanması zor, fakat altında mitolojinin Allah’ını kucakladığımız; çetin bir öykü.

Karlar Kraliçesiyle Yolculuk” ayak kanatan türden bir masal. Kırık ayna parçalarından bir harita ve Karlar Kraliçesi‘ne kaptırılmış bir eş var.

Öykü çok ciddi bir soru soruyor:

“Hanımlar. Masalların ayaklara hiç de iyi davranmadığını düşündünüz mü hiç?”

Kelly Link’in sınırsız hayalgücünün derinlerine indiğimiz bu masalda yara izlerimize bakıp yaptığımız yolculukların kabataslak çizgilerini görüyoruz. Link’in öykü dünyası canımızı ironik bir şekilde acıtırken bence ilk defa da bu öyküde güldürüyor. Bir çeşit… Joker gülüşü.

Kaybolma Numarası” kitabın muazzam öykülerinden birisi. İstenmediği bir evde, geri dönmeye çalışan bir misafirimiz var. Dönmek istediği yer çok uzak. Dönmeye çalıştığı metot akıl dışı. Mektuplar çok yapay ve tüm bunların arkasında aileler parçalanıyor; insanlar büyüyor. Gerçekliğin zarı usulca yırtılıyor. Öykü bittiğinde çıplak kalıyoruz.

Arkadaşlarımın Çoğu Üçte İki Su” bir Ray Bradbury alıntısı ile açılıyor:

“Tamam Joe. Dediğim gibi, Marslı kadınlarımız sarışın olacak, çünkü, anlıyor musun, çünkü işte.”The Concrete Mixer

Çünkü, birçok sorunun cevabı gibi değil mi? Bütün sarışınların uzaylı olduğu iddia edilen bir hikâyede, aklın yolunu kaybediyoruz.

Kız Dedektif” ise kitabın bir başka zor hikâyelerinden. Kız dedektifin annesi uzun süredir kayıp. Onu takip ediyor, masallara, yeraltı dünyasına ve rüyalara giriyoruz. Çünkü kız dedektif yemek değil, rüya yiyor.

“Kız dedektif aynadaki yansımasına baktı. Bu başka bir kızdı. Bu, ciklet çiğneyecek türden bir kızdı.”

Kız dedektif bazen o kadar çok ki, hangisi neden orada, takip etmek güçleşiyor. Yine de bir ucundan yakalamayı başardığınızda, tuhaf ve bir o kadar da heyecanlı bir hikâyenin anlatıldığını kabul etmek gerek.

Şu ana kadar bahsettiğim öykülerin ortak paydası dikkatinizi çekmiştir. Belki bir oturuşta yutabileceğiniz bir kitap değildir bu. Belki çoğu öyküden sonra duraksamak gerekiyordur. Kendi adıma, bazı öyküleri bitirdikten sonra kitabı kapatıp ayaklandım. Evin içinde ne yapacağımı bilemeden biraz dolaşıp yerime döndüm. Huzursuzluğun, tuhaflığın tadını çıkardım. Korku, heyecan, aşk gibi tuhaflık da insanın yaşamak istediği hislerden.

Çünkü Tuhaf Şeyler Oluyor.

strangerthingsBiraz daha konuşup kapatacağım, söz. Kitap hakkında okuduğum bazı yorumlar beni epey düşündürdü. Kelly Link; Nebula (3 defa olmak üzere), Hugo, Locus gibi pek çok önemli ödülün sahibi bir Amerikalı. 47 yaşında. Small Beer Press yayınevinin sahibi. Öykülerindeki cinselliğin tek sebebi ise popülerite kazanma arzusu. Diyorlar. Katılmadığım bu yorumu, vahim de bulduğumu eklemem lâzım. Bir karakterin ruhsal portresini çizerken yaptığınız tercihlerin, hele ki tuhaf kurgu yazıyorsanız seks barındırmasından daha doğal ne olabilir? Karakterlerin yemek yediği, nefes aldığı, uyuduğu bir dünyanın fonunda, sevişiyor olmaları neden kesinlikle bir pazarlama sisteminin parçası olmalı? İnsanlar, sıkışıp kaldıkları kalıp cümleler (Cinsellik sattırır, oley!) ve oto reflekslerden kurtulduğunda; dünya biraz daha güzel olacak gibi.

Seda Çingay’ın çevirdiği Tuhaf Şeyler Oluyor’u, Özgür Arslan yayına hazırlamış. Çeviri hakkında yorum yapamam fakat, imla adına -özellikle sonlara doğru- biraz fazla hataya şahit olduk, üzücüydü. Bunun dışında, Aylak Kitap’a bu isabetli tercihlerinden ötürü teşekkür etmek isterim.

Damaklarda Karin Tidbeck’in “Zeplin”i tadı bırakacakken son anda çenenize bir yumruk sallayarak dilinizi ısırttıran bir kitap. Çünkü kendi adı ve kendi tadı var.

Odaklanmaktan çekinmeyen, sabırlı okurlar için!