Hayal Tozu Gölgecisi | İnceleme

Hayal tozlarının gölgesinden selamlar getirdim.

Şimdi, öyle ya da öyle bu siteye girmişsiniz ve bu incelemeyi okuyorsunuz. Bu da demek oluyor ki fantezi edebiyatına dair az veya çok ilginiz var. Güzel. Pekala, hanginiz Stephenie Meyer’dan, Charlaini Harris’ten, Richelle Mead’dan gayrı bu edebiyatla ilgileniyor? Anlatmak istediğimi anladınız sanırım. Raflardaki ‘popüler kirlilik’, bizi ve bizden olan ürünleri arka sıralara iterken; kendilerini peynir ekmek gibi pazarlamakla meşgul.

Eğer hâlâ buradaysanız, az sonra bahsedeceğim yazar ve kitap ilginizi çekecektir. Hatta daha ileri giderek göğsünüzü kabartacağını dahi ileri sürebilirim. Çünkü bu bir fantezi ürünü ve kalemşorluk koltuğunda herkesçe tanınması gereken bir usta oturuyor: Sadık Yemni.

Edebiyattan zevk almasını bilenlerin genelde ıska geçmediği bu yazarımızın kitabını incelemeye başlamadan önce, öykü türü hakkında düşüncelerine bir göz atalım isterseniz:

Bir yerde öykü dergileri okunuyorsa, o insanların dünyayı olumlu bir şekilde değiştirme umudu var demektir. Öykü suyunun çekildiği yerde ruh çoraklığının simgesi olan uyduruk idol döngelleri dolanır durur.”

Çoğunlukla uzun soluklu romanlarıyla öne çıkan Sadık Yemni, “Hayal Tozu Gölgecisi”yle ne kadar başarılı bir öykücü olabileceğini de gösteriyor. Gerçek şu ki hem başarılı romanlara imza atan, hem de bu derece sağlam öyküler yazabilen pek fazla yazar tanımıyorum (Akla ilk gelen isimse Stephen King elbet, ya başka?).

Öykü yazmak beynin olumlu anlamda çocuklaşması, gençleşmesidir. Mucizevi Ö vitaminidir. Kararında doz alınırsa yüreği ve beyni genç tutar. Umut besletir. Ve belki de en önemlisi bizi gelecekteki muhtemel tehlikelere karşı uyarır.”

9 öyküden oluşan bu derlemede fantezi, bilim kurgu ve korku türlerine ait hikâyeler bulunmakta. Edebiyatın gizli köşelerinde, bilinmezliklere korkulu gölgeler eşlik etmekte.

Ruh Vestiyeri, Bakış Ressamı, Bekleme Odası, Sokaklar Benim Yeniden, Akaşanlar, Dünya Hrönir Cumhuriyeti, K2RİK ve Gece, Yak ve Git, Nefesçil… İşte derlememizi süsleyen öyküler.

Bu incelemeye başlarken tek tek hepsi hakkında yorum belirtmek niyetindeydim; ancak sonradan bunun beni aşan bir mahirlik gerektirdiğini fark ettim. Yine de bahsetmemek olmaz. Herhangi bir öyküyü, diğerinin önüne yazmak içimden gelmese de beni en çok Ruh Vestiyeri, Sokaklar Benim Yeniden, Akaşanlar ve Nefesçil etkiledi. (Ne kaldı ki geriye?)

Sadık Yemni, kendisine has diliyle hikâyeleri hayallerimize püskürtürken kullandığı öykü isimleriyle bile farkını ortaya koyuyor. Her insanın kendisinden rahatlıkla izler bulabileceği hikâyelerin en önemli unsuruysa kuşkusuz bilinmezlik. Okurken insanı korkutan da, düşündüren de, güldüren de bu işte. Ötedeki sislerle bürülü art bölge, her öyküye dört kolla sarılmanıza sebep olacak tohumlar anlamına gelmekte.

Hangimiz zaman zaman izlendiğimiz hissine kapılmamışızdır ki? Peki ya dünya dışı varlıklar, kendi çıkarları için sizi gözleri ve kulakları yapmışsa?

Farklı boyutlardan gelen Akaşanlar, hemen bir adım berimizde; duvarlarımızın arkasında olabilir mi?

Pişmanlığın onca şiddeti, zamanı geriye doğru bükebilir mi?

Birileri bizden topladığı nefeslerle kendi kaosunu yeniden yaratabilir mi?

Sorular… İpin ucunu saldığımızda sonsuza kadar gidecek noktalı kancalar… Ve bir de sorgulamalar var tabii. Hayatı çevrimiçi/çevrimdışı olarak yaşayan insanlara yönelik… Teknolojinin yeniden söndüğü bir çağ var olabilir mi?

Sorgularsa yerini ütopyalara bırakıyor. Burada ayrı bir parantez açmak lazım ki kitabın en önemli noktalarından birisi de buydu bence. Dünya Hrönir Cumhuriyeti. Borges’e saygı duruşuyla başlayan öykü onun yarattığı Tlön adlı ütopik bölgede geçiyor. Borges’ın dünyasındaki her şey zihnin ürünüdür ve bu ürüne hrönir adı verilir. İşte size bu öykünün özü:

Bir dakika… Bunları yazarken masamın üzerinde beyaz bir zarf belirdi. Açıyorum. Yarın sabahtan itibaren hrönir gerçekliğinin yeni cumhurbaşkanı ben olacakmışım. Bugün mahallenin çöplerini toplayan takımdaydım. Dün ne iş yaptığımı ise hatırlamıyorum.”

Hikâyelerden Bekleme Odası, daha önce Yiğit Değer Bengi’nin derlediği “1002. Gece Masalları” adlı öykü antolojisinde de yer almaktaydı. (Buradan Yiğit Değer Bengi’nin Türk fantazyasına değerli katkısından dolayı bir selam çakmayı da ihmal etmeyelim.) Bekleme Odası’nın bu kitap açısından önemi başka. Sadık Yemni’nin yıllarca uzun metrajlı romanlar yazdıktan sonra yeniden öykücülüğe giriş yaptığı hikâyedir kendisi. Ki kurgu olarak kitaptaki en güçlü öykülerden birisiydi.

Az çok öykülerden ve yazarın dilinden bahsettik. İşin aslı her öykü için verilecek o kadar anekdot var ki işi böyle bir inceleme yazısıyla sınırlandırmaya içim pek el vermiyor. Heyhat sayfalar hayallerin aksine kısıtlı.

Eğer damağınızda lezzet bırakacak tarzda öyküler okumak istiyorsanız, “Hayal Tozu Gölgecisi” burada, siz okurlarını bekliyor. Eğer hâlâ, “Edward Cullen beni cariyesi yapsın!” diyorsanız Disneyland’a tek yönlü biletler satışa çıkmış diye duydum.

Utku Lomlu’nun şahane kapak tasarımı ve Everest Yayınları’nın temiz baskısıyla, 126 sayfalık bir lezzet topu kötücül gözlerini size dikmiş, gölgelerin arasında sırıtmakta. Gidin ve alın.

Keyifli okumalar!

Bir Yorum Yap