Ink | İnceleme

Bir filmi anlatmak için, zaman zaman kelimeler yetersiz kalır. Nereden başlayacağınızı bilemezsiniz. Uyandıktan hemen sonra, unutacağınız bir rüyaymış gibi hissedersiniz. Bir an önce anlatmazsanız, tüm büyüsü bozulabilir. Ancak hangi kelimelerle? Ve nasıl?

1.2.3.4… Öncelikle ritimden bahsetmek istiyorum. Her şeyin bir ritim etrafında döndüğünü bir dünya. Yo, başka kurgular gelmesin aklınıza. Bizim dünyamızdan bahsediyorum. Hani şu kutuplardan basık, ekvatordan da şişkin olan dünyamızdan. İnanılması güç de olsa, gözlerin görmekten çekindiği bu ritim aslında hayatın kendisini oluşturuyor. Gözler görmekten çekiniyor; çünkü hayatın ritmini duymak, sıradan insanlara göre değil. Aslında çok zor bir şey de sayılmaz, bir damla hayal gücü yeterli belki de… Peki kaç yüz insanda kaldı o bir damla?

Ink’i anlatmaya ritimle başlamalıyım gibi hissediyordum, öyle de yaptım. Peki filmle ne alakası var bunun? Ink bir masal. Artık metropollerde yaşayan bizlerin kolay kolay kabul edemeyeceği bir masal hem de. Dünyanın ritmini gözler önüne seren ve her masalda olduğu gibi, iyi ve kötünün karşı karşıya geldiği amansız bir gerçeklik.

Uyku için ölümün bir başka versiyonu denir. Bu film için hiç de öyle diyemeyeceğim. Uyuduğumuzda bizlere eşlik eden bazı kimseler var çünkü. Mutlu anlarımızı anımsatan, neden yaşadığımızı, nelere değer verdiğimizi durmadan hatırlatıp duran kimseler. Masalımızın ilk tarafı öne çıktı işte! Ölümün buna benzer bir şey olduğunu sanmıyorum.

Ve elbette kötüler var. Karabasanlar. Süregelen mutlak bir savaş. Her masalda olduğu gibi.

Emma adlı küçük bir kız çocuğu var. Az önce bahsettiğim hayal gücüne kat be kat sahip bir kimse. Belki de çocukken hepimizin sahip olduğu; büyüdükçe parmak parmak silinen şu hayal gücüne…

Ink’e gelelim. O yolunu kaybetmiş birisi. Bizim diyarımızda yaptıklarından sonra; yoluyla birlikte ruhunu da kaybetmiş. Ona göre bir daha asla kabul görmeyecek kendisi. İntihar ederek diğer boyuta geçen Ink, burada da kötü çizgisini devam ettiriyor. Üstelik kaybettiği yolu burada iyice çamura bulanıyor; sırtına bir kambur ve yüzüne mide bulandırıcı onlarca yara iniyor. Kesinlikle kabul görülemez. Tarafını seçmek zorunda kalıyor. Seçtiği taraf, ne yazık ki iyilerden yana olmuyor. Ve bu tarafı seçmenin bir bedeli var: Küçük bir kız çocuğunu bu diyara çekmek. Kabul edilmesi için, bir kurbana ihtiyacı var.

Ink’in seçtiği kurban, ne yazık ki Emma oluyor. İyi tarafın onca çabasına rağmen, Ink verdiği kararın arkasında durarak -Emma ile birlikte- öte diyarın yolunu tutuyor. Ink’e hâlâ inanan Masalcı lakaplı Liev de onun peşinden. Ink’in kendisiyle yüzleşmesini sağlamaya çalışıyor.

Öte yandan Emma’nın babası John için de bir başka yolunu kaybetmiş, diyebiliriz. Dünyevi hırslara kapılmış, para, sosyal baskılar ve prestij gibi. Elbette hepsinin bir sebebi var. Bu sebepler ve iç hesaplaşmalar filmi güzel kılan unsurlardan sadece birkaçı zaten.

Şimdi iyiler ve kötüler, arada kalanlar ve taraf seçmek zorunda olanlar; tek bir küçük kızın kaderini belirleme yetkisine sahip. Ritimdeki en küçük değişiklik Emma’nın ve dolayısıyla herkesin hayatını etkileyebilir.

Masalsı mücadelenin kilit noktasınıysa, yine Ink oluşturuyor. Dibe vuruş, yüzeye çıkış için en iyi yol olabilir. Ya da daha derinlere inmek için.

Film sadeliğiyle bir görkem yaratıyor. İzlerken kaybolup gidiyorsunuz sahnelerin arasında. Kendinize sorular soruyor, cevaplara ulaşamadan başka sorularla burun buruna geliyorsunuz. 1.2.3.4… Ritmi hissediyorsunuz. Şehir çocuğu olmanıza rağmen, masala inanıyorsunuz.

Senaryo ve yönetmenlik Jamin Winans’a ait. Film belki de bağımsız bir yapım olduğu için yeterince ses getiremedi. Çekim tekniklerini hayli farklı bulduğumu söylemeliyim. Masalı daha iyi yaşatamazlardı, insanın elinden hayran olmaktan fazlası gelmiyor. Anlatışı gösteriş ve şatafattan uzak, oyuncuları etkileyici ve sade, müzikleri dingin ve masalsı.

IMDB puanı 6.8 olmasına rağmen, pek de adil bulduğumu söyleyemem. Bence en az 7.5’luk bir filmdi.

İnsanda tekrar izleme hissi uyandıran, tesirini uzun yıllar hayallerinizde bırakacak; ama her şeyden önemlisi, belki de hayatı artık daha farklı bir pencereden izlemenize vesile olacak bir yapım.

Hayal etmekten korkmayın, uyurken bizleri de koruyan birileri elbet vardır. 1.2.3.4… Ritim çok da uzakta değil, sadece duymasını bilin!

Bir Yorum Yap