Rüyalar ve Karabasanlar 2 | İnceleme

Tüm kitapseverlere merhaba!

Usta korku yazarı Stephen King’in kaleminden dökülen “Rüyalar ve Karabasanlar 2”, ilk kitabı okumuş arkadaşların da bildiği üzere bir öykü kitabı. Ancak biz Türklerin şöyle bir farkı var: Bir kitabı, üç cilt halinde okuma lüksüne sahibiz! İnkılap Yayınları 25 öykülük “Rüyalar ve Karabasan”ı, sene 2005’te ilk 8 öyküsünü barındırmak üzere yayınlamıştı… Ve tam 5 yıl sonra, herhalde bir şeylerin eksik olduğunu fark ettiler ki; bir 8 öykülük cilt daha çıkardılar. Üçüncü ve son (A-aa!) cilt ise pek yakında raflardaki yerini alacak ve nihayetinde ‘kitabın bütününü’ okumayı başarabileceğiz. Bir lütuf!

Bu küçük sitem ve bilgilendirmeden sonra, kitaba dönelim istiyorum. Daha doğrusu bir kitabın üçte birlik parçasına, yani: Cilt 2’ye.

Dediğim gibi kitap 8 öyküden oluşuyor ve ilk öykümüzün adı “Bütün Kargaşanın Sonu”. Bunun için alternatif kıyamet öyküsü diyebiliriz rahatlıkla. Howard Fornoy karakterimizin adı ve bu öyküyü de onun daktilosundan okuyoruz. Kahramanımızın biraz acelesi var; çünkü her insan gibi anlatacak çok şeyi ve kısıtlı bir süresi var. Fakat bu süreyi kısıtlayan etken; damarlarına enjekte ettiği ilaç. Howard ölmek üzeredir ve bize son bir iyilik yaparak bu gerçekleri kaleme alır.

Kardeşi Robert Fornoy yüksek zekâlı bir insandır. Bütün olay da bundan başlıyor zaten. İnsanlığın, dünyanın daha bir hale gelmesini isteyen Robert bir deney yapar. Bütün kargaşayı durduracak ve kıyameti -istemeden de olsa- getirecek bir deney.

Kitabın en keyifli öykülerinden birisiydi, başlangıç için fazlasıyla başarılı.

Esere “İnsan Alışıyor” adlı hikâyeyle devam ediyoruz. Aslında bu öyle devam etmesi pek de kolay bir hikâye değil. Ben bile -ateşli bir King hayranı olarak geçinirim- yarım bırakmayı aklımdan geçirerek bitirdim bu öyküyü. Size hakkında ne anlatabilirim ki… İnsan Alışıyor bir sürecin hikâyesi. En iyisi okuyup kendiniz değerlendirin.

Üçüncü öykü, boğucu bir hikâye olan İnsan Alışıyor’dan sonra ilaç gibi geliyor: “Takırdayan Dişler”. Kitapta en zevk aldığım öykülerden birisi kendisi. Sanırım hikâyenin ismi akıllarınızda bir şeyler çağrıştırdı. Evet, aynen öyle! Bu takırdayan dişlerin, kanın, dehşetin hikâyesi.

Fakat bir yandan da unutmamak lazım ki; elinizde tuttuğunuz kitabın (1/3 dahi olsa) yazarı Stephen King. Haliyle insanın sıradan bir şeyler beklemesi abes kaçar.

Öykümüzün takırdayan dişler rolünü bir ayakkabı üstleniyor. Hogan’ın Nevada çöllerindeki macerası okunmaya değer!

“Lastik Pabuçlar”, dördüncü hikâyemiz. Ayakkabılardan gazı aldıktan sonra, böyle bir öyküyle devam etmek güzel olmuş bence. Eh insanın pabuçlara bakış açısı değişiyor böyle olunca.

Kahramanımız John Tell, Tabori Stüdyolarının bir çalışanıdır. Bir gün üçüncü kattaki erkekler tuvaletinin birinci kabininde lastik pabuçları fark eden Tell, bir süre sonra bu işte bir gariplik olduğunu anlar. Çünkü ne zaman o tuvalete uğraması gerekse, o pabuçlar -ve dolayısıyla sahibi- o kabinde oluyordur.

Tell bir süre sonra pabuçların sahipleriyle yüzleşmesi gerektiğini fark eder. Bu yüzleşme, basit bir kabin görüşmesinden çok daha fazlasına sahiptir. Çünkü aynı zamanda Tabori Stüdyolarının bir ünlü hayalet efsanesi, dilden dile dönmektedir.

Bir diğer öykü ise: “Muhteşem Bir Müzik Grupları Var, Bilirsiniz”. Ne uzun isim öyle değil mi! Ancak hikâye, isminin hakkını sonuna kadar veriyor. Zira benim bu kitaptaki favori öyküm budur! Özgünlük kurgunun neresine dokunsanız fışkıracak vaziyette. King işte, ne denir ki?

Mary ve Clark tatil niyetine çıktıkları bir seyahatte arabalarıyla kaybolmuşlardır. Her erkek gibi asla kaybolduklarını kabullenemeyen Clark, pek sevdiği eşiyle birlikte iyice kaybolmayı başardıktan sonra, kendilerini “Rock and Roll Cenneti Ore’a”da bulurlar.

Evet, yanlış okumadınız. Kasabanın adı tam olarak bu. Nihayet bir uygarlığa ulaştıklarının sevinciyle -aslında bu sevinci yalnızca Clark yaşıyordur, Mary her kadın gibi kuşku küpünden fazlası değildir- kasabaya dalarlar.

Ve onları hayli değişik bir manzara karşılar. “Rock and Roll Cenneti” gözlerden uzun süre uzak kalmayı başarmış, adeta saklı bir cennettir. Ya da öyle görünüyordur.

Kahramanlarımız bir süre sonra gerçeği kavrarlar, kasaba eski rock yıldızlarıyla doludur. Bu yıldızların sıfatları arasında, “eski”yle birlikte “ölü” de var bu arada. Basit bir seyahat, bir anda hayatta kalma macerasına dönüşecektir.

Bu öykü, Rock and Roll sevenlerde ayrı bir yer tutacaktır eminim.

Altıncı hikâyemiz “Evde Doğum”, yine favori öykülerimden birisi. Kral’ın parmaklarından keyifli bir ‘zombi’ öyküsü okumak istiyorsanız, bu hikâye tam size göre! Maddie Pace ve kasaba halkı, dirilen mezarlık ahalisiyle başa çıkmak zorundadır. Bu sırada dünyanın çeşitli yerlerinden de ‘dirilme’ haberleri gelmeye devam etmektedir. Oysa onlar kasabalarını kurtarmak zorundadır ve tabii hayatlarını…

“Yağmur Mevsimi”, yine iddialı bir öykü. John ve Elise Graham, yaz için kiraladıkları eve yerleşirken biraz sıkıntılıdırlar. Çünkü kasabaya girişlerinde bunun pek de iyi bir fikir olmadığına dair yorumlarda bulunan yaşlı bir adamla tanışmak zorunda kalırlar. İyi bir fikir değildir, çünkü kasabaya çok yakında ‘Yağmur Mevsimi’ hâkim olacaktır. Ve bu vakitler yeni komşular için pek de hayırlı olmayabilirdir.

Fakat bu uyarı John ve Elise için yeterli olmaz. Sonucunda bu yedi yılda bir gerçekleşen ‘Yağmur Mevsimi’, havada tek bir bulut bile yokken bir anda peyda olur ve ikilimiz korkunç gerçekle yüz yüze gelirler.

Gökten yağmur değil, damla damla katil kurbağa yağmaktadır. Peki bu can pazarından sağ çıkabilecekler midir?

Sekizinci ve sonuncu öykümüz “Pardon, Doğru Numara”, biraz farklı bir hikâye. King bu eserinde senaryo dilini kullanmış. Bir öykü değil de, senaryo kurgusu okuyoruz bir nevi. Benim için bambaşka ve inanılmaz keyifli bir deneyim oldu bu.

Eşi ve ailesiyle yaşayan ve ünlü bir yazar olan Bill ile başlıyor kurgu. Günün birinde eve uğursuzca bir telefon gelir. Telefondaki ses hıçkırarak ağlamaktadır ve anlaşır olarak sadece, “Götür… n’olur götür… çabuk…” dediği duyulmaktadır. Bill ve eşi Katie bu telefonun önce bir yakınlarından geldiğini sanıp endişelenirler.

Kurgu aktıkça telefonun kimden geldiğini öğreniyoruz… Pardon, Doğru Numara okunması gereken başarılı bir eser.

Gördüğünüz gibi kitabın çoğundaki öyküler hakkında olumlu sözler sarf ettim. Bu olumlu puanlar, ilk sekiz öykü (Cilt 1) ile kıyaslanır mı bilmiyorum. Sonuçta orada da “Dolan’ın Cadillac Arabası”, “Gece Pilotu”, “Popsy”, “Maple Sokağı’ndaki Ev” gibi son derece başarılı öyküler vardı.

Demek ki bir bütün olarak yayınlansa tadından yenmeyecekmiş bu kitap. Düşünceli yayınevimize bir kez daha -bu son- teşekkürlerimi sunuyorum(!)

Bu arada “Rüyalar ve Karabasanlar” isimli bir de mini dizi var. Çoğu bu kitaptan olmak üzere, “Kuzeye Doğru Giden Yol Virüsü” gibi başka öykü kitaplarından öykülerin de uyarlamalarını içeren bu mini diziyi izlemenizi öneririm.

Kitabın çevirmenliğini Dost Körpe üstleniyor. Kendisi gayet başarılı bir çevirmen, işini hakkıyla yapmış. Solina Silahlı’nın yayıma hazırladığı kitap 256 sayfa.

“Ben hikâyenin fevkaladeliğine inanırım. Konu, ruh hali, hatta karakterler ve dil ikinci planda kalır.”

— Stephen King

Keyifli okumalar!

Bir Yorum Yap