Rüyalar ve Karabasanlar | İnceleme

Rüyalar ve Karabasanlar kitabı, Stephen King’in 7 öykü kitabından birisidir. 8 öyküden oluşan bu derleme hakkında inceleme yazıma başlamadan önce, sizlere Büyük Usta’nın bu yolculuğa çıkmadan önce tekrar etmenizi istediği birkaç cümlecik ile baş başa bırakıyorum.

“Bir on sentliğin bir treni raydan çıkaracağına inanıyorum.

New York kanalizasyonunda timsahlar ve midilliler kadar büyük fareler olduğuna inanıyorum.

Bir çelik çubukla bir insanın gölgesinin kopartılacağım inanıyorum.

Bir Noel Baba olduğuna ve Noel zamanında sokakta gördüğüm o kırmızı elbiseli insanların onun yardımcıları olduğuna inanıyorum.

Çevremizde gözle görülmeyen bir dünya olduğuna inanıyorum.

Golf toplarının içinde zehirli gaz olduğuna ve ikiye kestiğiniz takdirde çıkan gazın insanı öldüreceğine inanıyorum.

Her şeyden çok da hayaletlere inanıyorum.

Tamam mı? Hazır mısınız? İyi. İşte elim. Şimdi içeri giriyoruz. Ben yolu biliyorum. Sizin bütün yapmanız gereken şey elimi sıkıca tutmak ve inanmak olacaktır.”

Derleme oldukça sağlam bir öykü ile başlıyor. Bir numaralı öykümüz ‘Dolan’ın Cadillac Arabası’.

İntikam soğuk yenmesi gereken bir yemektir.

İspanyol atasözü, öykünün girişini süslüyor. Hikayenin tamamı intikam üzerine desek hiç de yanlış bir tanım kullanmış olmayız sanırım. Karakterimizin adı Robinson. Ve biricik karısı Elizabeth’i, Dolan isimli rezil bir adam yüzünden kaybediyor. Boş yere öldürülen karısının intikamını almak için yıllarca Dolan’ı izliyor. Dolan çok nüfuzlu, zengin ve saygın bir insan. Ayrıca her saniye kendisini yeterli sayıda koruma izliyor.

Robinson, gözlemi sayesinde Dolan’ın her adımını önceden tahmin edebilir bir hale geliyor. Kullandığı arabayı, arabasının enini-boyunu, tatile giderken çıkacağı yolu, arabasının ne kadar hız yapacağını… Robinson en sonunda aklına en çok yatan planı uygulamaya koymaya karar veriyor: Dolan’ın Cadillac’ını, çölün ıssız bir alanına çekip onu oraya gömmeyi.

Aynı zamanda bir eğitimci olan Robinson’un karısının intikamını alıp alamayacağını son saniyeye kadar bilemeyeceksiniz. Başlangıç için fazlasıyla kaliteli bir öykü.

İki numaralı öykümüz ‘Küçük Çocuklara Katlanmak Güçtür’.

Bu öyküde kahramanımız yine bir öğretmen. Ancak bu defa eğitimcimiz küçük çocuklardan oldukça nefret ediyor. Zamanla kafasında geliştirdiği şeyler, kadını çıldırmanın eşiğine getiriyor. Çünkü öğrencileri sadece onun görebildiği sıralarda ‘değişim’ geçirerek birer canavara dönüşmekte. Kısa ama oldukça heyecanlı bir öykü. Bu öyküden sonra küçük çocuklardan korkmaya başlayabilirsiniz.

Üç numaralı öykümüz ‘Gece Pilotu’.

Dees adlı kahramanımız, Inside View isimli bir gazetede muhabirlik yapmaktadır. Tamamen sıra dışı olayları konu alan bu gazetenin bu defa ki konuğu ‘Gece Pilotu’ isimli bir katildir. Muhabir Dees bu dosyayı incelemek için hayatını riske atmıştır. Gece Pilotu’nun aslında sadece bir katil değil, bir kan emici olduğunu öğrenecek olan Dees, bir anda kendisini ölüm kalım savaşı içerisinde bulur…

Dördüncü öykümüz ‘Popsy’.

Derlemedeki en başarılı bulduğum öykülerden birisi olan Popsy’de, karakterimiz kumar borcunu ödemek için çocukları kaçırıp, onları satmak gibi bir batağa saplanmıştır. Ancak bu defa kaçırdığı çocuk biraz sıra dışıdır. Çocuk normal üstü bir kuvvete sahiptir. Ayrıca sürekli olarak ‘Popsy’ adındaki büyükbabasının kendisini kurtarmaya geleceğini de iddia etmektedir. Ve büyükbaba, torunundan daha sıra dışıdır.

Beş numaralı öykümüz ‘İthaf’.

Bana biraz sıkıcı da gelse de genel olarak başarılı bir öykü ‘İthaf’. Martha Rosewall adlı annenin genç oğlu Peter Rosewall bir kitap yazmıştır. Blaze of Glory isimli kitabın ithaf kısmındaysa ‘Bu kitabı annem Martha Rosewall’a ithaf ediyorum. Anne, sen olmasaydın başaramazdım… Bu yalan değil. Seni seviyorum, Anne!” yazmaktadır.

Buraya kadar her şey normaldir. Bir çocuk, bir kitabı annesine adayabilir. Ancak Martha’nın bu ithafın ne kadar yerinde ve gerçek olduğunu gösteren bir hikayesi vardır. Ve bu hikaye, o kadar da normal değildir… Zaman zaman tempo sorunları yaşasa da, insana birçok şey sorgulattıran bir hikaye.

Altıncı öykümüz ‘Benim Sevgili Tayım’.

Bu öykü tam anlamıyla ‘zaman’ kavramıyla ilgili. Bir büyükbabanın, torununa zaman kavramının korkunçluğu üzerine verdiği öğütlerle dolup taşan bu öykü, okurken sizi biraz sıksa da yapılan benzetmeler dudağınızı uçuklatacak.

Yedinci öykümüz ‘Maple Sokağı’ndaki Ev’.

Derlemedeki ‘en başarılı’ öykü bence kesinlikle budur. Büyük Usta, hayal gücünü tamamen gözlerimiz önüne sermiş ve bize inanılmaz bir öykü sunmuş. Bu öyküde bir avuç kardeşin, evlerinin duvarlarında fark ettikleri bir ‘metal’ ile ilgili. Bu metal gitgide büyümekte ve evlerini sarıp sarmalamaktadır. Nihayet gerçeği anlayan en büyük kardeş, hem üvey babalarından kurtulmanın hem de kardeşi ve sevgili annelerini evin gazabından kurtarmanın planını yapmaktadır… Öykü bitiminde kendinizi evinizin duvarlarını yoklarken bulursanız, hiç şaşırmayın!

Sekizinci ve son öykümüz ‘Oynayan Parmak’.

Bu öyküde kahramanımız Howard Mitla, banyo hortumunun içinde rastladığı bir parmak ile mücadele etmekte. Bir bedene bile ait olmayan bu parmak, aynı zamanda gittikçe de büyüyüp kuvvetlenmektedir. King’in kaleminden yine çok ilginç ve eğlenceli bir öykü.

‘Rüyalar ve Karabasanlar’ adlı öykü derlemesine kısa bir göz atmış bulunmaktayız. İncelemenin başında bahsettiğim şeylere gerçekten inanmıyorsanız, bu kitabı elinize bile almayın.

İnkılap Kitapevinden çıkan kitabı dilimize Mehmet Harmancı çevirmiş. Birkaç yerde yazım hatasına rastlasam da, pek fazla dikkat çeken bir olay yok. Ayrıca Stephen King bu derlemeyi 1993 yılında ‘Richard Bachman’ takma adıyla yayınladığını da hatırlatalım.

Bir Yorum Yap