“Scooby-Doo! The Mystery Begins” | Kritik

“Kabul etmeliyim ki bir gizemi çözmek, kitapta okumaktan daha fazla tatmin ediyor.”
Daphne Blake

Merhabalar!

Buralarda hâlâ Scooby Doo izleyen insanlar var mı? Neden? Siz çocuk filmi izlemeyecek kadar yetişkin misiniz? Ah, öyle mi? Üzgünüm bayım, yüzlerce bölümlük çizgi diziden, onlarca televizyon ve sinema filminden mahrum kalıyorsunuz. Boş verin. Gizem başlıyor ve burada, Shaggy’nin, “Zoinks!”lerinden keyif alabilen insanlara laf anlatıyorum, size değil. Siz gidin.

Tamam öyleyse. “Gizem başlıyor!” dedik, devam edelim. “Scooby-Doo! The Mystery Begins” Amerikan yapımı bir televizyon filmi. “Scooby Doo” (2002) ve “Scooby-Doo 2: Monsters Unleashed” (2004)’ten sonra çekilmiş üçüncü live-action film. Önceki iki filme göre yönetmen ve oyuncular farklı; bana kalırsa da bambaşka bir atmosfere sahip. Önceki filmlerde ‘iyi’ bulduğum tek şey Daphne rolündeki Sarah Michelle Gellar idi çünkü. Şimdi, daha fazlası önümde uzanıyor ve izninizle biraz anlatacağım.

“Gizem Başlıyor” adından da anlayabileceğiniz gibi her şeyin başlangıcına gidiyor: Çetenin kuruluşuna. Çete üyelerimizin hepsi Coolsville Lisesi öğrencisi, ah. Scoobert Doo hariç elbet. Filmde kahramanlarımızın nasıl tanıştıkları biraz klişe, biraz da eğlence kokan bir senaryoyla hızlıca anlatılıyor.

Eh, onlar tanışıp kaynaştıktan sonra geriye çözülmesi gereken gizemler ve aklanılması gereken hayatlar kalıyor. Başka hayatlardan bahsetmiyorum, aklamaları gereken kendi hayatları! Çete ilk macerasının içine çekiliyor, bir bakıma sırrı çözemezlerse eğitim hayatlarının sonuna kadar cezalı kalacakları bir gerçek. Hal böyle olunca tıpkı okudukları gizem kitaplarındaki gibi, adım adım ipucu ve şüpheli arıyorlar. Çoğunuzun defalarca izlediği serinin çizgi dizilerindeki serim-düğüm-çözüm bu filmde de aynen korunmuş.

Okullarına dadanan iki hayalet ve onların arkasındaki gizli güç; çözmeleri gereken gizemin ana kötüleri. Bu gizli güç ‘zaman kapsülü’ adlı bir nesneyi aramakta ve bu uğurda her şeyi yapmaya hazır. Çete ona engel olmayı çabalarken hem birbirlerini hem de kendilerini tanıyacak. İşin en keyifli yanı kuşkusuz bu, zira senaryo namına film çoğu çizgi filminin hikâyesinden öteye gidememiş. Tanışma maceralarının efsanevi olması gerektiğini düşünmüyorum, evet. Ama daha zekice bir senaryo kuşkusuz beni ve birçok izleyiciyi mutlu edecekti.

Fred, Velma, Daphne, Shaggy ve Scoob’u önceki iki filmden daha samimi bulduğumu itiraf etmeliyim. Fred daha kendine güvenli, Velma daha inek, Shaggy daha kaybeden ve Scoob… Scooby aslında hep aynı sanırım. Her yapımda kendisini bir şekilde sevdiriyor ve gizem çözülürken en büyük parça hep ona düşüyor. Bu çok sevindirici bayım.

Bütün Scooby Doo klişelerini bir arada bulunduran “Gizem Başlıyor” serinin hayranları için kaçırılmaması gereken bir yapım. Shaggy’nin “zoinks!”leri, Scooby’nin gerilimin patlayacağı noktada akşam yemeğine yenik düşmesi, Velma’nın ukalalığı hatta Fred – Daphne aşkının filizlenişi bile görmeye değer.

Her zaman güçlü bir senaryo gerekmez bir filmi izlenebilir kılmak için. Samimiyet varsa ortada ya da sadece… Sadece ‘Scooby Krakeri’ aşkına bu maceraya siz de atılabilirsiniz.

Brian Levant’ın yönettiği film vasatı aşamasa da, sizlere keyifli bir seksen dakika yaşatacağına eminim. Eğer hâlâ Scooby ruhunu yaşıyorsanız tabii. Bizim için izlenecek daha çok macera var!

Bir Yorum Yap