Nedir?

Ukusuzluk Kulesi Nedir?

Uykusuzluk Kulesi” Ağustos 2009’da Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi’nin “Kule” temalı derlemesi için yazdığım bir öyküydü. “Ne olmuş öyleyse?” diyebilirsiniz. Haklısınız da. Çünkü daha sonra bu seçki için onlarca öykü karaladım; aralarında ödül alanlar ve kuşkusuz “Uykusuzluk Kulesi”nden daha çok beğenilenler de oldu. Ama neydi bu öykünün özelliği?

Öncelikle bu öykü; bana edebiyatın gerçekten de bir kaçış olabileceğini gösterdi. Çıldırmanın eşiğinden, kelimelere tutunarak kendimi dünyadan nasıl soyutlayabileceğimi öğretti. Bu öyküyü yazmasaydım yahut yarım bıraksaydım; delirmiş olacağıma olan inancım hâlâ tamdır. Çünkü çok ciddi bir uykusuzluk problemim vardı ve kendimi bu öyküye o kadar inandırmıştım ki; hikâyeyi bitirdiğimde tüm uykusuzluğumun uçup gideceğine tüm kalbimle inanıyordum. Hikâye sonlandığında, ben de yeniden uyuyabilecektim işte. Bunun tamamen psikolojik olabileceğini biliyorum; fakat tamamlanan öyküyle birlikte, sesler de kesilivermişti işte. Ve ben yine mışıl mışıl uyuyordum geceleri.

Bu buhranı açan anahtarıma sıkı sıkıya tutundum daha sonra. Ardından yazdığım birçok öyküde O’na göndermeler yaptım; arkadaşlarım öykülerimi sorduğunda ilk O’nu gönderdim okumaları için. Bir süre sonra çevremdeki pek çok kişiyi bu hikâyeden haberdar edebilmiş ve bir nevi O’nunla özdeşleşmeyi başarmıştım. Öyküyü gerçek yapanın da bu olduğuna inanıyorum. Yazdıklarınızla özdeşleşmek. Bir olabilmeyi başardığım ilk öyküydü O.

“Uykusuzluk Kulesi”ni yazdıktan sonra fark ettiğim bir başka olay; yavaş yavaş bir tarza sahip olmaya başladığımdı. Daha kesin bir tabirle, üslup da diyebiliriz buna. Kahraman anlatıcıyla hem samimi olabiliyor hem de istediklerimi tam olarak hikâyeme yansıtabiliyordum. İşin ciddiyetini yeni kavramış bir yazar adayı için; bulunmaz Hint kumaşıydı bu.

Orada ortaya koyduğum üsluba sıkıca tutunup pek çok öykümü “Uykusuzluk Kulesi”nden doğan kahraman anlatıcıyla anlattım. Beğenildi de.

Yazdıklarınız insanları cidden ilgilendirmeye başladığında; önünüzde iki seçenek belirir. Ya bu işi hobi olarak yaparsınız ya da tüm hayatınızı edebiyata bağlarsınız. “Uykusuzluk Kulesi”yle, ikinci şıkkı seçtim. Hayatımı yazarak kazanabilir miydim? İnanın, hiçbir fikrim yok. Ama yazarak çok şey kazanabilirdim; ve şu anda bu, hayattan daha fazlası ediyor benim için.

Pek çok şeyin başlangıcıydı Kule. Ondan önce yazdığım öyküleri okurken; sanki başka birisinin kaleminden düşmüş, yabancı anlatılara bakıyormuş gibi hissediyordum. Kendi yarattıklarım arasında bir yabancıya dönüşmüştüm. Demek ki o öyküden sonra çok şey değişmişti kalemimde. Bu da “Uykusuzluk Kulesi”ni benim için bir milat yaptı.

Hal böyle olunca yazılarımı yayımlayacağım siteye, “Uykusuzluk Kulesi” adını vermek kaçınılmaz oldu. Burada şimdiye kadar yazmış olduğum (erişebildiğim) tüm öykülerimi, incelemelerimi, şiirlerimi (Onlara şiir demeli miyim, emin değilim. Yalnızca mısralardan oluşuyorlar.) ve düşünce yazılarımı paylaşacağım. Bunu yaparken iyi ya da kötü ayrımı yapmayacağım ki nereden nereye geldiğimi ve nereye gitmekte olduğumu herkesle beraber görebilelim. Hepsini bir arada görmek güzel olacak, hata ve eksikleriyle birlikte.

Ayrıca artık beni takip etmeniz de kolaylaşacak. Öncemle, şu anımla ve sonramla…

Buradayım. Uykusuzluk Kulesi’nin en üst katından, sizi izliyorum. Anlattıklarım sizi her zaman ışığa götürmeyebilir; ancak her zaman ışığa varmak isteseniz, beni takip etmezdiniz zaten.

Minnettarım.