Ölü Dalgıcın Sonbaharı Üzerine

Merhaba,

2.5 ay önce İlk Kitap başlığıyla duyurduğum Ölü Dalgıcın Sonbaharı üstünden bir mevsim geçti. O gönderide kitap hakkında daha fazlasını yakında Kayıp Rıhtımda anlatacağımı söylemiştim. Yakınlarım ve uzaklarım hep böyle birbirine girer.

Nihayetinde Rıhtım için kitabımın yazım ve basım macerasını yazacak yüzü ve vakti bulabildim. Olduğu gibi naklediyorum.


Kayıp Rıhtım için Yazarının Kaleminden köşesinde yazmak çok tuhaf. Aslında düpedüz utanç verici. Kitap Eylül 2018’den beri raflarda ve bu köşede yazmam gerektiğini sözleşmeye imza attığım günden beri biliyordum. Hatırlatmaktan asla imtina etmeyen sıkı dostlar biriktirdim. Ama bir türlü elim varmadı. Birlikte büyüdüğüm yerde, neredeyse ömrümün yarısına yakınını geçirdiğim sayfalarda, “Bakın böyle bir şey yazdım, adı bu ve şimdi bunu nasıl yaptığımı anlatacağım,” demek kulaklarımı kızartıyordu. Yine de yazmasam içimde ukde kalır. Her şeyi bir kenara koydum ve tek nefeste hepsini anlatmaya karar verdim. Eğer biraz duraksarsam ikinci defa deneyebileceğimi sanmıyorum.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı. 2013’ten 2017’nin ortalarına kadar yazdığım bazı öykülerden mürekkep. En eskisi “Gedikli Girdapları Kokusuz Plaklarla Besledim”. En tazesi “Peri Botları ve Hatırlanamayan Bağcıklar”. İçeride on iki öykü var ve bu kolaj için, kendimi en iyi hissettiğim birleşim diyebilirim. Öyküler ilk tamamlandığı andan dosyaya konana kadar sayısız defa değişti. Çoğu satır satır baştan yazıldı. O yüzden 2013’teki hâlimle mücadelem beni en zorlayan kısımdı. “Gedikli Girdaplar”ı, tıpkı ondan sonra yazdığım ve dosyaya almadığım tonla öykü gibi dışarıda bırakmayı neden tercih etmedim? Çünkü hikâyenin, hayalimdeki ilk kitabın temeline çok iyi hizmet ettiğini düşünüyordum.

“Olanları hiçbir çizgi filmin ele alamayacağı bir ciddiyetle anlatacağım. Mantık kaçarsa çizgi filmlere sığının.”

2013’te böyle demiştim ve 2017’de dosyamı toparlamaya çalışırken üstüne basabileceğim en güvenilir basamak da bu cümleydi. Ondan sonra kitaba eklenen ve dosyadan çıkartılan tüm öykülerde bu perspektifi gözetmeye çalıştım. Dosyaya adını veren “Ölü Dalgıcın Sonbaharı” da bu temellerin üzerine kondurulan evin çatısıydı.

Öyküden yapacağım şu kısa alıntı nasıl bir motivasyonla yola çıktığımı göstermek için iyi bir örnek:

“Ormana hoş geldin. Burası beni öldüreceğin yer. Eve muzaffer dönüşünün kapısı. Eski balinanın huzursuz midesi. Yılanların sessiz korusu. Korsanların, yeni nesil dalgıçların, iyi aile babalarının gözde mezarlığı. Define haritalarının başlangıcı ve sonu.

“Burada kimse gerçek safsatasının arkasına saklanmaz. Burada kimse doğum günlerini hatırlamaz, seksek oynarken seni yemeye kalkmaz, bir girdapla dans etmek için plak dinlemez. Zaman akmadan önce yüzüne güler, aktığında en sevdiğin çizgi filmi tam ortasından ana haber bültenleriyle böler. Burada mahşer tek kişiliktir ve şapka takman gerekir. Burada bağcıklarını bağlamadığın için karasal yayın yapan ülkelerde devrim olur. Okyanus’ta var olmak için karada yok olman gerekir. Okyanus’a hoş geldin.”

Bahsedilen orman kitaptaki on iki öyküyü de kucaklıyor. Her çekmeceye bir şeyler yerleştiriyor. Kapandığında rayların yerine oturduğunu duyuyorum. Geri kalan öyküler işte bu bulanık gerçeklik çizgisi içinde anlatılanlardan seçildi. Temayı oturttuktan sonra, eklemek de çıkartmak da acımasız derecede kolaydı.

İlk kitapta insan duygularını dizginlemekte zorlanıyor. Bazı öykülerle kurulan duygusal bağ ise bir çeşit zehir gibi. Onları kapı dışarı etmek, içeride sadece amaca hizmet edenleri tutmak zor bir disiplin istiyor. Ama bir defa kazandığınızda çok değerli bir cümleyi de size fısıldamaktan geri durmuyor: “Bu şey iyi, ama ona ihtiyacın yok.”

Yıllar içinde yazdığım öyküleri işte bu sistemle eledim ve öne çıkanları aynı eksende yeniden yoğurdum. Peki ortada bir iskelet yokken öyküler en başında nasıl ortaya çıkıyordu? Burada her öykü hakkında bir paragraf açmak biraz sıkıcı olabilir. O yüzden yazmaya başlamadan önce sorduğum bazı soruları birlikte hatırlayalım istiyorum.

İlk aklıma gelen, “Bir madeni paranın bir treni raydan çıkaracağına inanıyorum,” diyen Stephen King’in inancını paylaştığım soruydu: “Raydan çıkan trenler nereye gider?” Bir diğerinde mahşer günü şapka yağmurunun ne anlama gelebileceğini düşündüm. Kitaba adını veren öykü, “Ölü bir dalgıca neden güvenmiştim?” diye açılıyor. Sorular. Her yerde. Çoğu zaman cevapları sizinle birlikte görebilmek için yazıyorum. Cevaba ulaşamasak da problem değil. Bir cevabı olmak zorunda değil. Önemli olan birkaç adım atmak.

En başından beri böyleydi.

Kitabın yayın süreci hakkında da birkaç söz söylemek gerek. Dedalus Kitap’ın Genel Yayın Yönetmeni Sedat Demir, bir gün öykülerimi dosya hâline getirip getirmediğimi sordu. Dosya fikri yıllardır aklımda olmasına rağmen bu ciddi adımı atmak için erken olduğunu düşünüyordum. Sedat Demir’in ısrarıyla ne yapabileceğimi görmek için çalışmaya oturdum. Sonra bir bakmışım ki Cağaloğlu’nda bir iş hanında ilk sözleşmemi imzalıyorum. Sürekli duyduğum, ister istemez göz korkutan ve sayısız ret mektubu içeren bir serüvenim olmadığı için şaşkındım. Yayıma hazırlık süreci boyunca aklımda ısrarla ters giden bir şeyler var düşüncesi dönüp durdu. Kitabın editörlüğünü Baran Güzel üstlendi. Sonra o eşsiz kapak geldi. Barış Şehri’den. Derken içimde bir çekmece kapandı. Dişliler tık diye yerine oturdu.

Olmuştu.

Sorular sormuş, cevaplar almış, birkaç adım atmış ve işin ilk karesinden son anına kadar her saniyesinde şaşkınlığımı korumayı başarmıştım. En nihayetinde imkânsıza asla yer bırakmayan bir ormanda hiç tanımadığım insanlarla birlikte yürüyebileceğim bir kapı aralanmıştı.

Benimle birlikte yürüyen herkese teşekkür ediyorum. Umarım ikinci adımda yollarımız yeniden kesişir ve kaldığımız yerden devam edebiliriz. Çünkü balinanın midesinde devran dönüyor. Kış geldi ve atılacak bazı beyaz adımlar var.

Bir Yorum Yap

KMSpico İndir 2024 Aktivasyon Programı Final